©2019 by radyo cazgır

  • Nisan Biçer

Umbria Caz’19: ‘Uyan! Müzik Gezegeni Kurtaracak.’ / ‘Wake Up! Music Will Save the Planet.’

Updated: Aug 25, 2019

Bu sene 12-21 Temmuz tarihleri arasında düzenlenen Umbria Caz Festivali, 46. senesini geride bıraktı. Zamanında Miles Davis, Sonny Rollins, Charles Mingus, Stan Getz gibi sanatçıları ağırlayan festival, günümüzde de birbirinden iyi sanatçıları ağırlamaya devam ediyor. İtalya’da Umbria bölgesinin Perugia kentinde gerçekleşen festival, muhteşem bir atmosfere sahip. Avrupa şehirlerinin otantik yapısına sahip olan küçük şehir, festival zamanı her köşesine kurulan sahnelerle tam bir müzik kentine dönüşüyor. Ben de Umbria Jazz Clinics’te Berklee’nin 2 haftalık bir workshopuna katıldım. Katılımcılara verilen sanatçı kartı sayesinde de birbirinden güzel konserleri dinleme şansım oldu. Sizinle de bu anılarımı paylaşmak istedim.


Öncelikle kentin coğrafi yapısı sayesinde dinleyiciler festivali her şekliyle hissetme şansı yakalıyor. Belki de son zamanlarda İstanbul dışında, daha küçük tatil mekanlarında festivallerin düzenlenmesinin de bir nedeni budur. İstanbul Caz Festivali’nde hissedemediğim kadar dolu dolu, müzikli bir on gündü çünkü. Her gün öğlen on ikide başlayan program gece ikiye kadar devam ediyor, aynı zaman aralığında birden fazla etkinlik gerçekleşiyor. Çocuklar için etkinlikler, müzede gerçekleşen konserler, yemek tadımlı konserler, swing atölyeleri, sokak geçit törenleri, arena konserleri… İstediğiniz her saatte bir konser bulmanız mümkün anladığınız gibi. Hatta hangi saatte hangi etkinliğe katılacağınız bazen zorlu bir tercih oluyor. Ve gelelim bu senenin konser programına…


‘Soul Survivor’ We Willie Walker ‘ın sokak konseriyle başlayan festivalde, Diana Krall, George Benson, Paulo Conte, Snarky Puppy, Kamasi Washington, Peter Erskine, Eddie Gomez, Dado Moroni , Thom Yorke, Ms. Lauryn Hill gibi birbirinden muhteşem sanatçı ve gruplar sahne aldı.


Benim festivalde en çok etkilendiğim sanatçı Michel Camilo. Eşsiz bir solo performans sergileyen sanatçıdan konser boyunca gözlerimi alamadım. Chick Corea & The Spanish Hearth Band ile Richard Bona’s Bona de la Frontera feat. Antonia Rey konserleri ile festivalin en güzel gecelerinden birini yaşadım.


Arena konserlerinin yanı sıra eşsiz sanatçıları dinlediğim ’Teatro Morlacci’ de Perugia’nın en büyük tiyatrosu. Arena atmosferinden çok farklı olan tiyatroda, müziği vücudunuzun her yerinde hissedebiliyorsunuz. Eğer burada bir konsere gitmek isterseniz, havalandırma sorunu olduğu için localar yerine balkondan bilet almanızı tavsiye ederim.

Burada dinlediğim en iyi konserlerden biri Charles LLoyd ‘Kindred Spirits’ feat. Julian Lage, Marvin Sewell, Reuben Rogers, Eric Harland oldu. “Bu kadar muhteşem insan nasıl olur da bir araya gelir!” dediğim efsanevi bir konserdi. Charles Lloyd 23 Ekim’de Akbank Caz Festivali kapsamında İstanbul’a geliyor, kesinlikle takviminize eklemenizi öneririm. Benim için büyüleyicinin de ötesinde olan bir başka konser, en sevdiğim sanatçılardan biri olan Dianne Reeves konseriydi. Canlı performans videolarını hayranlıkla izlediğim sanatçıyı, Teatro Morlacci’de 18 Temmuz’da canlı olarak izleme şansı buldum. Peter Martin, Romero Lubambo, Reginald Veal, Terreon Gully ile sahneyi paylaştığı konserde, müziği, duruşu, sahnede yaydığı enerji ile tek kelimeyle muhteşemdi. Bu kadar yabancı ismin yanı sıra, dünyaca ünlü İtalyan müzisyenlerden trompetçi Paolo Fresu’nun, Lars Daniellson ile ’Summerwind’ konseri de tam anlamıyla ‘ruha dokunan müziğin tanımı’ idi.


Veronica Swift, festival sayesinde tanıştığım yetenekli sanatçı oldu. Benny Green Trio ile çalan 24 yaşındaki caz vokal bir hafta boyunca her gün Sina Brufani otelinde konser verdi. Workshop süresince derslerimizden birine davet edildiği için tanışma şansı edindiğim sanatçı, bizimle yaptığı söyleşide, babası ve annesi caz müzisyenleri olduğu için genç yaşına rağmen 16 senedir sahnede yer aldığını söyledi. Yani sahne hayatına 9 yaşında başlamış... Ben, ders saatlerimle kesiştiği için Veronica’nın otelde gerçekleştirdiği bir konserin yalnızca ikinci yarısına katılabildim. Tekrar dinlemek için gittiğim son konserinde, yer kalmadığı için içeri giremedim, birkaç öğrenci ile kapıda beklerken bizi fark eden program direktörü (program direktörü olduğunu sonradan öğrendim) , bizi kulise davet etti. Böylece konseri sahne arkasından dinledim! Gerçekten eşsiz bir deneyimdi benim için.

Umbria! Otelde, arenada, tiyatroda, sokakta… Gerçekten her yerde müzik var.

En uzak iki konser alanı, birbirinden yürüyerek otuz - kırk dakika uzaklıkta. Zaten şehir içinde herkes her yere yürüyerek ulaşabiliyor. Yolda bir dilim pizzanızı ya da dondurmanızı elinize alırsanız kendinizi göz açıp kapayıncaya kadar konser alanında buluyorsunuz.

Konser mekanlarıyla ilgili küçük bir eleştiri: Arena oldukça büyük ve oturmalı bir konser düzenine sahip, bazı konserlerin enerjisi ayakta izlemeye daha uygundu bence, belki düzen de biraz buna göre düşünülebilirdi (tabii ki ayağa kalkıp en önden izlediğimiz konserler de oldu, hatta George Benson konserinde, tüm arenada dans etmeyi başardık).



Teatro Morlacci'de de balkon ve ilk iki kat çok iyi olmasına rağmen, eğer konseri üst katlardaki localardan izlemek isterseniz sıcaktan bunalıp konseri terk etmek isteyebilirsiniz.


Bir de festival sayesinde tanışma fırsatı bulduğum Türk fotoğrafçı Ziya Bozoğlu’dan bahsetmek istiyorum. Uzun süredir orada hayatına devam eden Ziya Bey, workshop’un ve aynı zamanda festivalin fotoğrafçılığını yapıyordu, festival süresince bizimle birlikteydi. Umbria’nın ve workshop’un güzel atmosferini daha fazla görmek isterseniz, fotoğraflarına Ziya Bozoglu ismiyle Instagram ve Facebook’tan bakabilirsiniz.


Ben nasıl bu kadar konsere girebildim peki? Workshop’u bize verdiği sanatçı kartı sayesinde sadece arenaya giriş hakkım olsa da, diğer konserler için yeterli süre kapıda beklediğimde her konseri izleyebildim, hatta gelmeyen protokol üyeleri sayesinde muhteşem yerlerden, birbirinden güzel konserler dinledim. Hatta festivalin son günlerinde, Piazza IV Novembre'de festival bizim konserlerimize de yer verdi… Festivale dinleyici olarak gelmek isteyenler için konserler aslında o kadar da pahalı değil. (Tabii Euro’yı 6 ile çarpmadığımız bir dönemde gelmeyi tercih edebilirsiniz.) Genel olarak arena konserleri ortalama 50-60 Euro ve Teatro Morlacci konserleri ise 15-25 Euro civarında. Onun dışında sokakta da bir sürü etkinlik bulabilirsiniz. Yemekler, kalış fiyatları da birçok turistik şehire kıyasla çok daha uygun.


Şimdi müziğe geri dönelim. Festivalin en unutulmaz etkinliği, konser sonrasında sabaha kadar devam eden jam session’lar idi. Belki de Türkiye’de festivallerde (aynı zamanda yıl içinde) eksikliğini hissettiğimiz en önemli etkinlik. Festival boyunca her gece konserlerden sonra diğer öğrenciler ile gittiğim Marla Kafe’de sabah 4’e kadar müzik yapmak mümkündü. Perugia’da jam session için en gözde mekan ise Jazz Club Melies idi, ağırlıklı olarak konser sanatçıları katıldığı için amatör bir sanatçı olarak katılmak pek mümkün değil (Bir gece jam session’a Kamasi Washington gelmişti) ama gece boyunca Marla gibi bir sürü farklı kafede gerçekleşenlerden herhangi birine katılmak mümkün.


Gelelim festivalin sloganına.


‘Wake Up! Music Will Save the Planet.’
(Uyan! Müzik Gezegeni Kurtaracak.)

Gitgide sınırların arttırılmaya çalışıldığı bir dünyada bu kadar birlik içinde hissettiğim bir hafta daha geçirmedim. Tam sayısını hatırlayamasam da yaklaşık 45 ülkeden 250 katılımcıyla gerçekleşen müzik kampında, Afrika’dan Avustralya’ya, Brezilya’dan Amerika’ya bir sürü insanla tanıştım. Dil nedeniyle sohbet edemediğim insanlarla birlikte sahne alarak müzik yapabildim ve müziği paylaşabildim. O yüzden her yerde gördüğüm bu güzel slogan da bence festivalin ve müziğin bu muhteşem ruhunu tam anlamıyla sergiliyordu.



Bol müzikli ve sevgi dolu bir hafta dilerim.